15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü konuşması

Ahmet Başar ŞEN 15.07.2018

Sevgili vatandaşlarım,
kıymetli misafirler,

Bugün Türkiye Cumhuriyetitarihinin en önemli dönüm noktalarından birinin yıldönümü vesilesiyle bir araya gelmiş bulunuyoruz. 15 Temmuz 2016 günü Türkiye sadece tarihinin en kanlı darbe girişimine değil, aynı zamanda en kapsamlı terör saldırısına maruz kalmış, ve Türk milleti bu alçak saldırıyı birlik ve beraberlik içinde bertaraf etmiştir. Bu nedenle 15 Temmuz 2016 tarihi Türk milleti için hem büyük bir acı ve ihanetin hem de büyük bir zafer ve gururun tarihidir.

Bir yanda caddeleri kapatan ve halkın üzerine sürülen tanklar, alçak uçuş yapan, milletin Meclisinibombalayan jetler, halka ateş açan helikopterler; diğer yanda ise kendi milletine silah doğrultan hainlerin karşısında bedenini siper eden Türk milleti. İşte bu kahraman milletin 251 evladı o gece şehit olmuş, isimlerinitarihe altın harflerle yazdırmışlardır.

Ülkemizin birliği,bölünmez bütünlüğü, devletimizin demokrasimizin bekası için canlarını feda eden bütün şehitlerimizi saygı ve minnet duygularıyla anıyor, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyor, hepsine yüce Allah’tan rahmet, geride kalan acılı ailelerine sabırlar diliyorum.

O gece cansiperane mücadeleye girip vatan ve devleti uğrunda ölümü göze alan ve yaralanan, sayıları 2000’den aşkın gazilerimize de minnet ve şükran duygularımızı ifadeyle sağlıklı uzun ömürler diliyorum.

Değerli misafirler,

15 Temmuz Türkiye Cumhuriyeti’nin sadece siyasi, ekonomik, diplomatik saldırılara değil, aynı zamanda içten gelecek hain sabotajlara karşı da güçlü olduğunu, yıkılmayacağını, rayından çıkmayacağını bütün dünyaya göstermiştir. Aynı gece Türkiye’nin yerle yeksan olması için ellerini ovuşturarak bekleyen Türkiye düşmanları ise ertesi güne bundan sonra işlerinin çok daha zor olduğunu görmenin kahrıyla uyanmışlardır.

Milletimizin 15 Temmuz direnişi aklımıza Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1920 yılında İstanbul ve İzmir başta olmak üzere ülkenin büyük bölümünün işgal altında olduğu o kara günlerde söylediği şu sözleri getiriyor: “Milletimiz çok büyüktür, hiç korkmayalım, o asla esaret ve zillet kabul etmez. Fakat onu biraraya toplamak ve kendisine; ey millet, sen esaret ve zillet kabul eder misin diye sormak lazımdır.”İşte bu seslenişten 96yıl sonra Türk milleti bu defa maalesef kendi içinden çıkan ve sinsiceplanlarla milli iradesini yok edip, devletini ele geçirmek isteyen hainlerekarşı biraraya gelmiş, esaret ve zilleti kabul etmeyeceğini tek sesle, aynıgüçle bir kez daha haykırmıştır.

Henüz 15 Temmuz akşamının erken saatlerinde dahi, bu kanlı teşebbüsün arkasında Fetullah Gülen ve beyni yıkanıp zombileşmiş müritlerinin olduğu anlaşılmıştır. Bu terör örgütünün, Türk Devletinin kontrolünü ele geçirme ve rejimi, kendi sapkın inançlarına göre yeniden tesis etme arzusu Türkiye’de bir sır değildi. FETÖ elebaşı Gülen, onlarca yıldır müritlerini emniyet, yargı ve silahlı kuvvetler gibi devletin tüm kritik organlarına nüfuz etmek, yönetimin kılcal damarlarına sirayet etmek üzere yetiştirip sevk etti, yönlendirdi. Esasen 15 Temmuz 2016 öncesindeki 2-3 yıl zarfında devletimiz bu terör örgütü hakkında gereken soruşturmaları başlatmış, tahkikatlarında büyük yol katetmişti. Bu süreç sona yaklaşmaktaydı. Sonun yaklaştığını bilen FETÖ elebaşı, son çare olarak kanlı ihanet girişimi için düğmeye bastı. Ancak sokağa dökülen, Türk milletinin her kesimden her görüşten mensupları buna müsaade etmeyecekti.

Değerli Misafirler,

Daha darbe girişimi gecesi başlatılan ve bugün ikinci yılını dolduran yoğun soruşturma ve yargı süreçleri, sözkonusu darbe girişiminin arkasında Fetullahçı Terör Örgütü’nün bulunduğunu kanıtlarıyla göstermiştir. Elde edilen bilgi, belge ve itiraflar, 15 Temmuz darbe girişiminin FETÖ’nün Türk Silahlı Kuvvetleri içerisine son 30 yılda sızan ve kendilerini gizleyerek kilit görevlere ulaşan mensupları tarafından gerçekleştirildiğini kanıtlamaktadır. Bununla birlikte, bu soruşturma süreçleri, örgütün yalnızca Silahlı Kuvvetlere değil Türkiye’nin bütün devlet kurumlarına sinsice sızdığını açığa çıkarmıştır.

Elbette, böylesine karanlık, meş’um ve gizli bir yapıyla mücadele etmek kolay değildir. Bunun için öncelikle yurt içinde haklı önlemler alınmıştır.Darbe teşebbüsünün ardından ülke çapında derhal olağanüstü hâl ilan edilmiş ve bunun gerek yasal mevzuatımız, gerek uluslararası ve evrensel hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerimiz doğrultusunda Temmuz 2018 ortasına kadar uzatılması, devlet organlarının süratle ve etkinlikle çalışmasının sağlanması için gerekmiştir. Ancak bu olağanüstü hâl vatandaşlarımızın günlük hayatlarına müdahale amacı taşımamıştır. Nitekim gelinen aşamada, sözkonusu terör örgütüyle mücadelede önemli mesafe katedilmiş olduğundan, Sayın Cumhurbaşkanımız 19 Temmuz 2018 tarihinde sona erecek olan olağanüstü hal uygulamasının bir daha uzatılmayacağını açıklamıştır.

Sevgili vatandaşlarım,kıymetli misafirler,

Böylesine bir ihaneti bir daha yaşamamamız için şimdi bizlere düşen en önemli vatandaşlık görevi, geçmişteki yanlışlarımızı görerek bunlardan gereken dersleri çıkarmaktır. FETÖ kutsal ve manevi değerleri, eğitimi, sözde iyiliği bir maske olarak kullanarak kendisini gizlemiştir. 40 yıldır devletimizin en önemli kurumlarına adım adım sızmıştır. Şimdi hepimiz uyanık olmak mecburiyetindeyiz. Devletimize, kurumlarımıza, demokratik yöntemlerle seçilmiş hükümetimize ve milli irademize her zaman ve sonuna kadar sahip çıkacağız.

FETÖ 40 yıldır Türkiye’de örgütlendiği gibi yurtdışında da örgütlenmiştir. Devletimiz, yurt içinde büyükölçüde bertaraf edilmiş olsa da, bir süre öncesine kadar dünya çapındaki 160’a yakın ülkede örgütlendiği bilinen FETÖ tehdidini nihai olarak ortadan kaldırmak için hala büyük çaba harcamaktadır.

FETÖ aslında kendisini ülkemiz dışından finanse etmekte olan, ülkemiz dışındaki bazı devlet ve özel çevrelerce desteklenen, uluslararası bir terörist örgüttür. Bu özelliği FETÖ’yü daha da tehlikeli hale getirmektedir. Bu terör örgütü köşeye sıkıştırıldığı Türkiye’de gerçek yüzünü göstermiş, ancak milletimizin darbesini yemiştir. Aynı şekilde, son dönemde diplomatik alanda attığımız adımlarla tehlikeyi gören bir çok ülke yönetimleri de FETÖ varlığını sona erdirmiş ya da etkisini azaltacak önlemler almıştır. Ancak maalesef bazı ülkeler bu örgütü hala masum addetmekte ya da bunların faaliyetlerine göz yummaktadır. Halbuki bu örgüt yalnızca Türkiye için değil, bulunduğu bütün ülkeler için tehdittir.

Bizler Devletimizin temsilcileri olarak bulunduğumuz ülkelerde bunu en iyi şekilde anlatmaya çalışıyoruz. Dünyanın neresinde olursa olsun, Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı herkesin görevi de uyanık olmak ve gerektiğinde bulundukları ülkelerin makamlarını FETÖ konusunda uyarmaktır. Çünkü Türkiye’nin diplomatları sadece bizler değiliz, olmamalıyız. Yurdumuzun dışında yaşayan tüm vatandaşlarımıza aynı şekilde ülkemizi temsil etme ve milli davalarımızı savunma görevi de düşmektedir. Kısacası tüm vatandaşlarımızın özellikle FETÖ konusunda bir Türk diplomatı kadar bilgilenmeleri, bir Türk diplomatı gibi bu mücadeleye katkı sağlamaları beklenmektedir.

Bu noktada şunu da söylemeliyim: Ev sahibimiz olan kardeş Devlet Özbekistan FETÖ tehlikesini dünyada ilk olarak farketmiş ve bu hainlerin ülkede yerleşmesine, faaliyet göstermesine daha çok erken aşamalardayken izin vermemiştir. Bu nedenle FETÖ ile mücadele bağlamında Özbekistan yönetimine olan takdir ve şükran hislerimizi de buradan bir kez daha ifade etmek isterim. Bu sayededir ki bizler bugün hiçbir engelle karşılaşmadan, ikili ilişkilerimizi en yüksek seviyelere taşımak için gösterdiğimiz çabaların semerelerini de almaktayız.

Değerli Vatandaşlarım ve Kıymetli Misafirler,

Sözlerime son verirken, 15 Temmuz demokrasi ve milli birlik şehitlerimizi bir kez daha takdir ve minnet duygularıyla anıyorum. Ruhları şad, mekanları cennet olsun.

Teşekkür ederim.

dushanba - juma

09:00 - 12.30 / 13:30 - 18.00

Telefonla bilgi talepleri 14.00-17:00 saatleri arasında yanıtlanmaktadır.
01.01.2014
08.03.2014
21.03.2014
09.05.2014
28.07.2014 30.07.2014
01.09.2014
01.10.2014
04.10.2014 07.10.2014
29.10.2014
08.12.2014